Muammer Öztürk


TARİHE UYANMAK

Aksaray salihler şehri Haberleri / Aksaray salihler şehri gazetesi



?Maliki Yevmiddin?
Tarihe mal olmak, tarihe tekabül etmek, tarih olmak veya tarihin tekamülüne kemalat bulmak farklı farklı insan guruplarını tekamülün şehadetine, belki de geç kalınmış şehadetine namzet insan guruplarını ifadeye işaret buyuran kavramlardır.
Allah ın ilmi hakikat zemini olan kainattan arz üzerinde, Allah ın ?düşünün? lafz-ı kelamından bihaber, O nun Halagat ından gafil olan bir sürü insan; bu tefsir Halagatı olan tabiat manzumesinden bir satırı ele alarak malayani bir insani lügat zerresiyle alim olduğu hüsnü zannı ile nefislerinin iplemesinde bir ömrü heder ile meşgale bulmuş, gece körlüğüne değen ışık huzmesinin öldürücü yanılgısıyla gördüğü zannından ibaret yıldızlarının aydınlığına sığınmaktadır. Öylesine mesnetsiz bir zafiyet içindedirler ki; Halagatın ateş böcekleri kadar bile kayda değer değildir. Böylece birbirinin mucip yıldızları peşinde nefisleriyle beraber bir ömrü ziyan içinde geçirirler. Halagat makamından bir ibadet serencamı ile ruhlarını hafifletseler bile ziyan açtıkları ruhların azabı o ruhlarına düşen hafifliği bulutlarda saklı nirengisiz yağışlar gibi çökelmelerle kendi afetlerinin altından kalkamaz bir ağırlık içinde mağdurlarıyla birlikte çamur deryasında boğulmaya veya tarihin karanlık ve ızdıraplı kara deliklerine gömülmeye namzettirler.
Halbu ki Halagat tefsiri manzumenin çerçevesini çizen ruhu idrak edebilseler; bu manzumenin Fatiha gibi özetini celb ederek gerçek ve sonsuz ışığın aydınlatmasında nefisleri ve ruhları hafiflemiş olarak mesut bir bahtiyarlık içinde nefes bulacaklardır. Öyle ki her canlı hayat iksirine ulaştıkça bir takım yüklerini boşaltarak hayatın lezzetini daha yüksek derecede tadarlar. Bu vesile ile çağımızda düşünce ?düşünün? lafzı kelamında inzal olunan ana eksenin epey dışına kaymış ve uhrevi hayattan kopmuştur. Sonsuzluk zemininden kayan her şey gibi düşüncede hedefe ulaşamayarak malayani bir yük ve mukabil bir hesabın ızdırabıyla baş başa kalmaya mahkumdur.
İnsan eşrefi mahluk olarak bir güzel takvim üzere yaratılmış olmasına rağmen nadide bir vücud olarak bu güzelliğini kendisini zehirleyecek atıklarını boşaltabilmesine borçludur. Tıpkı nadide vücud gibi ona verilen nur ala nur olan ruh da kendisine ağır gelen sorulardan ve yüklerden kurtulmak zorundadır. Nihayet ruhun en son terk edeceği yük de ?nadide vücud? olan leştir. Zira ruhun kendisini terk etmesi ile gerçekten mundar ve haram olmakta, lügatın tam ifadesi ile tam bir leş olmaktadır. İşte buna mukabil ruhun gelişmesi dediğimiz şey aslında düşüncenin gelişmesidir. Düşüncenin gelişmesi ile ruh her aşamada hafiflemekte ve insanın zindeliğine iç huzuruna kavuşmasını sağlamaktadır. Ne var ki düşüncenin daimi olan gelişmesi bir sistematik içinde değil de var olan düşünce biçimlerinden etkilenme ise burada bir gelişmeden değil daha ziyade kısır döngüden bahsedebiliriz. Her ne kadar bu kısır döngünün sosyolojik çerçevede bir dayanağı var ise de bu durum düşüncenin gelişmesine değil sosyolojinin arızasına işarettir. Düşüncenin geliştiğine dair yanılgılarımız ana eksenden habersiz olduğumuz sürece yanılgı olmaktan çok gelişme olarak algılanır. Bu esas olarak bağnazlık da denilen tam bir kargaşadır. Yeni nesiller üzerine tam bir zulm olarak çöker. Bu çökelme bütün topluma yayılmışsa işte en tehlikeli ifrat olur ki bu yükü kaldırmak artık epey zorlaşır. Sonuçta milletleri geri bırakan, yeni medeniyetlerin ortaya çıkmasının önünde çelik barikatlar kadar sağlam izolasyon duvarlarına dönüşür. Tıpkı akademilerde ki kariyer döngüleri gibi (pek azı istisna) üretimden uzak gelişmenin önü tıkanmış, bütün akademi montaj sanayisi gibi çalışmaya başlar. Halagatın tabiat tefsiri dediğimiz manzumenin ana ekseni olan çerçeve ruhla düşüncenin bağlantısı kesildiğinde belagat, hitabet, bilimsel akış gibi yetiler nasıl kayboluyorsa düşünce gibi her alanda üretim gelişmeden çok montaja dönüşür ki içtimai manada bağımlılığı getirir. Düşüncede bağımlılık kırılması çok zor bir esaret zinciridir. Zira tarih böylesine ızdıraplı esaret zincirlerine vurulmuş milletler ve medeniyetler mezarlığıdır.
Sosyolojik açıdan kendi tarih sürecimize baktığımızda da köklü devlet geleneğinin devamı dışında sık sık biçim ve şekil değiştirmemizin gerçek nedeni de tabiat tefsirinin çerçeve ruhu olan ana eksenden sapma göstermiş düşüncelerin zamanla egemen oluşlarıdır. Bunu önleyecek olan yegane kıymet gerçek ilim ve irfan ordularının yetiştirilmesi olacaktır. Ancak o zaman usta edebiyatçılarımızın belagat ve hitabetiyle milletimiz ihtişamlı mazisindeki sinerjiyi yakalayarak dünya milletlerini celb edecek onlar için kendi çekim kuvvetlerini oluşturarak yeni ve daha lezzetli bir evrensel medeniyetin kapısını bize açacaktır. Bunun en kuvvetli destekçisi ise tarih olacaktır. Esasen bu gelişmeyi gösterebilmemiz için lazım olan bütün şartlar hiç olmadığı kadar mevcuttur.
İşte bu ahval içinde sonsuzu yakalamak, tarihe mal olmak, tarihin tekamülünde kemalat bulmak ve tekamülün şehadetini karşılıklı çek misali bir kutsi dua gibi yaşamak yüksek ruhların işidir. Bu yüzden malayani işler yüksek ruhların meşgalesi olamaz. Halagat tefsiri olan manzumenin ruhuna uygun ana meselelerle iştigal etmek, sonsuza kadar ibadete açık bir kutsal abide gibi, sizi tarihe mal, kutsala hamal, şehadete şahit, cenneti alada ilmi sabit, makamı Halagatın takdiri, sonsuzluk iksiri ile beslenen hal ve istikamet sahibi, fahri cihanda nurbaht, uhrevi alemde saraylara sultan, huzur ve saadet timsali ve namütenahi cennet bahçelerinde kılacaktır.
Bu hususiyetle kıyamet, mahşer ve hesap şuuru ile hayat bulmak; ?Maliki yevmiddin? kelamının nazarında nebatat ve hayvanattan farklı ve sonsuz saadetin tüccarı gibi, hep kar hanesine nakış nakış işlenmiş bir ömrün maliki olmak gibidir. Daha karlı bir ticaret henüz keşfedilmiş değildir. Ancak böyle bir tüccar olmak da olsa olsa yüksek ruhların işi olabilir.
Saygılarımla?

YAZARLAR