Serdar Adem İşler


Deprem Korkumuzun Psikolojik Tahlili / Diyalektik Bakış

Aksaray haberleri, Salihler şehri gazetesi, Aksaray haber


                Ufacık bir sarsıntıda bu kadar korkarsak işimiz var bizim. Üc bej şiddetinde bir depremin ardından yapılan yorumlar yüzünden deprem      bile utanıp yaptığından bir daha dönmemek üzere terk edebilir ülkemizi. Üç kıtada at koşturmuş cesur bir millete yakışıyor mu bu davranış? Coronaya maskesiz posta koyan bir topluma yakışıyor mu?

Anadolu yarımadası 3. Jeolojik zamanın sonunda Arap yarımadasının sıkıştırmasıyla yükselmeye başlamış ve son şeklini almamış bir coğrafya parçası. Ayrıca deprem de sel gibi rüzgar gibi, çığ ya da heyelan gibi abartılmaması gereken bir doğa olayı. Ne yani biz korkuyoruz diye doğa olayları sükunete mi ersin? Asıl kıyamet işte o zaman kopar farkında değiliz. Dünyaya medeniyet götürdüğünü söyleyen bizlere bu cehalet yakışıyor mu? Bu arada çocuksu bir tepkiyle korkmayalım mı diyenleri duyar gibiyim. Hayır onu demek istemiyorum. Korkmak yerine önlem alalım diyorum. Japon daha şiddetli sarsıntılarda hayatına devam ettiğine göre depremin üstesinden gelmek mümkün. Depremin üstesinden gelemiyorsak kendimize bile itiraf etmekten korktuğumuz bir açığımız, hatamız ya da yanlışımız var demektir.

Her sarsıntıdan sonra koca kafalı deprem uzmanlarının özel hayatlarını didikledikleri fay hatları bu oluşumun kırılma noktaları olarak değerlendirilebilir. Dolayısıyla bu topraklar son şeklini bulana kadar belki binlerce yıl daha sarsılmaya devam edecek. Her sarsıntıda ilk defa yaşıyormuş gibi tanık olduğum panik senaryolarına anlam vermekte gerçekten zorlanıyorum. Hele corona karşısında maskesiz gezecek kadar cesur olan bir toplumun basit bir sarsıntı karşısındaki bu davranışı bana tarifi imkansız bir çelişki gibi geliyor. Sokağa dökülmeler, yeni sarsıntılar olacağına dair gaipten haber almalar ve daha neler neler…

                 Neredeyse hiçbir depremde dışarı çıkmadım. Dışarı çıkmayı bırakın önemsemedim bile. Bunu yer sarsıntılarından korkmadığım için yapmadım elbette. Doğa olayları karşısında yapılacak tek şey önlem almaktır. Adı üstüne doğa olayları kendisine yani doğaya zarar vermez. Doğal dengeyi bozan insanın zarar görmesi ise sadece kendisini bağlar. Doğal ortamda yaşanan bütün doğa olaylarının yaşamsal döngüye mutlaka bir faydası vardır. Akıllı bir varlık olarak mesele doğa olaylarından azami ölçüde yararlanmaktır. Yer sarsıntıları da aynı kapsamda değerlendirilebilir. Sonuçta yer sarsıntıları sayesinde yerküre kıta kaymalarından oluşan enerjisini boşalttığı gibi birçok bölgenin iklim şartlarına etki edebilmekte. Bu durum olumluysa yararlanmak olumsuzsa önceden önlem almaktan başka bir olasılık yok. Önlem almadan yapılan çocuksu tepkiler bana göre günah çıkarmaya yönelik göstermelik tiyatro oyunundan başka bir anlam ifade etmiyor.

                Önlem alma noktasında son derece kayıtsız bir toplumun en ufak bir sarsıntıda sokağa dökülmesi sadece kendi iç dünyasını ele verir. Aynı şey yatağına yayılan akarsuyun sel olarak nitelenmesinde de görülebilir. Akarsu yatağına yerleşim yerleri inşa eden insan, aslında suyun önüne baraj kurmuş demektir. Dolayısıyla aşırı yağışlarda yatağında ilerleyemeyen akarsuyun çevresine taşması karşısında saçma sapan tepkiler göstermek havanda su dövmekten başka bir şey değil.

                İçinde yaşadığımız binalara güvenmediğimiz için en küçük bir sarsıntıda sokağa dökülüyoruz. Binalarımızı yapan ustaların da kendimiz gibi işlerini savsakladığını düşünüyoruz. Kişi karşısındakini kendisi gibi bilirmiş meselesi yani… Doğru ama saçma bir düşünce… Çünkü binalarımızı yapanların da en az bizim kadar daha fazla kazanma uğruna işlerine hile katma hakkı olduğunu düşünüyoruz. Saçmalığı kadar doğru bir düşünce yani... Sen bibere kiremit tozu katarsın, zeytine ayakkabı boyası katarsın, buğdayı pirinci stoklarsın da müteahhit demirden çimentodan çalamaz mı? Sen memurluğu kalkan yapıp izin ve raporla özel işlerini yürütürsün de aynı tamah ve hırsla müteahhit ve usta demirden çimentodan çalınca mı gözüne batıyor? Sen ticarete hile katarsın da müteahhit ve ustanın aynı mantıkla hile yapma hakkı yok mu? Sen yalan haber yaparken ya da vatandaşın dini milli duygularını sömürerek keseni doldururken iyi de müteahhit ve usta demirden çimentodan çalınca mı kötü? Yok canım o kadar da değil.

                Kendi hatamızı, günahımızı, yanlışımızı bildiğimiz ölçüde müteahhit, taşeron ve ustaların da aynı yoldan gidebileceklerini tahmin ve tahayyül ederek yaşadığımız binalara güvenemediğimiz için üfürükten sarsıntılarda kendimizi dışarı atıveriyoruz hemen. Ama çok komik duruma düşüyoruz biliyor musunuz? Yani en azından her depremde balkona çıkıp sokağa dökülenlere neremle gülsem diye uzun süre tereddütte kalıyorum. Benim depremde yaşadığım en büyük problem bu.

                Yahu ağzımızı açtık mı gavur diye yerin dibine vurduğumuz Japonya’da çok şiddetli depremlerde bile Japon halkı panik yapmazken deprem demek için noterden tasdik gereken basit sarsıntılarda bile on sekiz bin alemin hakikatine vakıf olduğunu söyleyen bizlerin kendimizi sokağa atmamız gerçekten çok komik.

Depremden bu kadar korkmamızın bir sebebi daha var.  Hazır Japon’dan bahsetmişken devam edelim. Japonların lüksten gösterişten ne kadar uzak olduklarını bilmeyen yoktur aramızda. Biz öyle miyiz? En doğal ihtiyaçlarımızdan olan ev ev arabayı bile rant aracı haline getirmişiz.  Son derece lüks ve konforlu evlerde yaşıyoruz. Sağlam demiyorum dikkat edin. Sık aralıklarla değiştirdiğimiz doğaya zarar vererek meydana getirilmiş eşyalarla süslenmiş konaklarda yaşıyoruz. En sıradan yöneticilerin makamları bile dudak uçuklatmakta. En küçük idareciden başlamak üzere hepsinin altında lüks makam araçları…  Böyle bir dünya terk edilir mi? Ölmenin sırası mı şimdi? İşte biraz da bu yüzden ölümden korkumuz. Ve bu korku yüzünden en ufak bir sarsıntıda kendimizi sokağa atıyoruz.

                Ben de gülüyorum bu hale sadece. Elimden başka bir şey gelmiyor.