Serdar Adem İşler


Demokrasi Gök Kuşağı Gibidir / Diyalektik Bakış

Aksaray haberleri, Salihler şehri gazetesi, Aksaray haber


 

        Dünya tarihi boyunca bütün uluslar kapalı devre bir sosyal sistem içinde demokrasi hayali peşinde koştular. Bu durum tam bir kısır döngü olmakla birlikte içine düştükleri açmazı ne yazık ki fark eden olmadı. Baş döndürücü bir hızla mesafe kaydeden bilimsel gelişmeler ve elde edilen akıl almaz teknolojik imkanlara rağmen insan denen aymaz demokrasi ve insan hakları noktasında içine düştüğü el almaz durumu fark edemedi. Belki işine gelmediği için belki teknolojik imkanlar ve bilimsel gelişmeler sanılanın aksine insanı kendi iç dünyasına hapsettiği için. Sebep ne olursa olsun tüm çağlarda ve coğrafyalarda sonuç ortaktı. İnsanın demokrasinin kendi genetik yapısı yüzünden asla erişilemez bir ütopya olduğunu anlayamaması... Bundan sonra anlaması da imkansızdan çok öte bir durum…

Demokrasi gerçekleşmesi imkansız bir ütopyadır. Gök kuşağının altından geçmek gibi... Bilindiği üzere gökkuşağı havadaki su damlacıklarına düşerek yansıyan ışığın belli bir açıdan bakılmasıyla görülebilecek bir doğa olayıdır. Dolayısıyla görülmek için belli bir yaklaşma açısına ihtiyacı vardır. Bu açı engeli yüzünden gök kuşağının altından geçmek imkansızdır.

Demokrasi gök kuşağı gibi belli bir açıdan görülebilen bir sosyal olgudur. Ötesi yoktur. Yalnız buradaki açıdan kasıt gök kuşağında olduğu gibi geometrik değil, zaman ve mekandan oluşan bir birimdir. Bunlar demokrasinin fark edilebilmesi için zorunlu şartlardan ikisidir. Bu şartlar gerçekleşmediği sürece gördüğünüz gerçek demokrasi değil, aksine hayalinizde yaşattığınız olmasını istediğiniz ya da beklediğiniz demokrasi hayalinden başka bir şey değildir.

        Hakkında ne söylenirse söylensin kim yaşadığı dönemi demokrasi cenneti olarak yutturmaya çalışırsa çalışsın boşa. Hiçbir zaman ve mekanda anlık ve tam anlamıyla demokrasi olması mümkün değildir. Hatta bu mümkünden çok öte ütopyadır. Sadece hayalde yaşar, dişler arasında çiğnenir. Ama hepsi o kadar. Ötesi yoktur. Olamaz. Bugüne kadar olmadığı gibi…

        Demokrasinin varlığı eşyanın tabiatına ve yaradılış hikmetine aykırıdır bir kere. Bütün canlılar kendi çıkarları uğruna yaşamaya kodlandığı gibi sosyal yaşamdaki bütün insan ve toplulukları da yaşama şans ve olanaklarının birbiriyle sürekli kesişme içinde bulunması yüzünden birbirlerine karşı adil ve insaflı davranma imkan ve ihtimalinden ebediyen mahrum kalmaktadırlar. Demokrasiyi imkansız kılan işte bu acımasız ve karşı konulamaz içgüdüsel zorunluluktur.  

Yaşamak için birinin hakkını yemek zorundasınız. Birleşik kaplar deneyinde olduğu gibi birinin rahat ve huzur içinde yaşaması diğer birçoğunun harap ve perişanlığını gerektirmektedir. Bu durumda adalet ve eşitlikten bahsetmek mümkün değildir. Bu yanlış gidişi, bu haksız düzeni içinde bulunulan zamanda eleştirmeye kalkmak gerçek demokrasi olacaktır belki ama bu durumda çağın ve coğrafyanın egemen güçlerinin çıkarlarını zedelemekle karşı karşıya kalabilirsiniz. Buna izin vereceklerini sanıyorsanız aldanıyorsunuz. İzin vermeyi bir kenara bırakın dünyalık çıkarları üzerine kurulu düzenlerini tehlikeye soktuğunuz ölçüde en sert tepki ve yaptırımlarla karşılaşırsınız.

Asıl komik tarafı sisteme yönelteceğiniz haklı ve yerinde eleştiriler yüzünden demokratik düzeni yıkmakla hatta içinde bulunduğunuz zaman ve coğrafyanın çıkarlarından beslenen topluluğun aleyhine işler çevirdiğiniz suçlamalarıyla yani kısacası ihanetle etiketlenmeniz o kadar zor değildir. Halbuki elli yıl sonra aynı eleştiriyi yapsanız ya hiç tepki çekmezsiniz ya da yıpratıcı ve yok edici bir tepkiyle karşı karşıya kalmazsınız.

Buna rağmen her dönemde birtakım güç odaklarının hükmettikleri toplulukları elleri altında tutabilmek gayesiyle dillendirdikleri demokrasi masalı bütün taraflarca imkansızlığı bilindiği halde sanki ezelden ebede bir gizli anlaşma varmış gibi inanılmaya ve varsayılmaya devam etmektedir. İnançların birçoğunda aslında bu tür bir gizli anlaşma vrdır. Herkes bilinçaltından söylenenlerin doğru olduğunu sezer ama gerek çıkarlarını sekteye uğratmamak gerekse başına gelebileceklerden korunmak için inanmış gibi görünmek zorunda kalır. Bu yüzden kimse açıkça aklından geçenleri dillendiremez.Her iki yönden de ciddi ve aşılmaz engellerle çevrelenen demokrasinin yaşanan an itibariyle ve hayatta olanların bağlı olduğu coğrafya parçalarında gerçekleşmesi bu yüzden ütopya hükmündedir.

İnanmayan varsa dünyanın herhangi bir yerinde tanık olduğu inkarı mümkün olmayan haksızlıkları eleştirmeyi denesin. Mesela mülakat sınavları, kamu ihaleleri… Bakalım başına neler gelecek. Ancak o zaman anlar demokrasi denilen şeyin tamamen bir serap, bir yanılsama hatta ruhsal bunalımlardan kaynaklanan bir halüsinasyon olduğunu… Bu deneme sadece sizi yaşadığınız zaman ve coğrafya için geçerli değildir elbette. Her yerde ve zamanda geçerlidir.

Günümüzde sadece geçmişi değil çevrenizdeki en yakın halkadan en uzağa kadar çıkarlarınızla çelişmeyen tüm insan topluluklarını ya da siyasi sistemleri eleştirebilirsiniz. Yerin dibine batırabilirsiniz. Kimse karşınıza çıkmaz hatta sizi bu davranışınızdan dolayı alkışlamaları bile mümkün. Aynı şekilde sizin bulunduğunuz topluluk ya da siyasi sitemi de sizin eleştirdikleriniz yani dış halkadaki kişi ve topluluklar diledikleri kadar eleştirebilirler. Ama hiç kimse kendi mensubu olduğu coğrafya parçasında egemen olan topluluk ya da siyasi örgütlenmeyi istediği gibi eleştiremez. Bunun son noktada adı ihanet olur ki, bu damgayı yiyen birisi için artık o aidiyet içinde yaşaması imkansızdır.

Sonuç olarak demokrasi egemen güçlerin çıkarlarını kotarmak için kullandıkları ve ellerindeki her vasıta ile sürü seviyesindeki topluluklara benimsettikleri olağanüstü manevi bir güçtür. Bu gücün kırılması çok zordur. Kırıldığında atomun parçalanması gibi ortaya çıkacak kaos enerjisi içinde bulunduğu zamanı ve coğrafyayı yaşanmaz hale getirir. Anlayan için bu kadarı yeterli olmalı diye düşünüyorum. Ne dersiniz?

       

       

       

 



YAZARLAR